29 Nisan 2010 Perşembe

Gece,Sokak,Kaldırımlar Ve Ben

sessiz,sakin..
sokak ve ben,
gece yarısı şarkıları dilimde,
sarhoşlar kaldırımlarda,
fahişeler kahkaha kusmakta,
yapmacık,yapış yapış kelimeler dökülmekte dudaklardan,
ben ile sokak arasına girmiş çirkin tutkular,
hiç oralı değilim yanımdan akıp giden curcunaya,
ileride yine sokakla baş başa,
düşüncelerde boğulmuş,
ölmek üzere bir ben,
hayata tutunmaya çalışıyor yavaş adımlarda,
kaldırımları incitmeden,üzmeden,
hüzünlerimi çaktırmadan,
usul usul yokluğa doğru yürüyorum,
ömrümden çalınmış mutluluklara koşmak istiyorum,
geride bıraktığım hatıralara dönmek,
sarılıp ağlamak,özürlerimi iletmek istiyorum,
gözyaşlarım süzülüyor yanaklarımdan,
hıçkırıklar düğümleniyor boğazımda,
sessizce,
kimsesizce ağlıyorum,
sokak,gece ve kaldırımlar duyuyor sadece bu çaresizliği...

23 Nisan 2010 Cuma

Şehirlerarası Otobüs Yolculuğu

alnımın bir yanında,başımı dayadığım camın titreşip durduğunu hissetmeme karşın,uyumayı sürdürebiliyordum...
kapalı gözlerime vuran güçlü ışıkların,dışarda çoğalan seslerin varlığı;otobüsün kesilen hızı,anayoldan ayrılırken alınan bir dönüş ve bir anda yakılan iç lambaların çiğ aydınlığında görülen yolcuların dağılmış yüzleri,bir mola yerine geldiğimizi söylüyordu.
Otobüs yolculuklarının en sevmediğim yanıydı bu:uykusu bölünmüş bu insanların uyanırken ki şaşkın,saç-baş dağınık hallerini görmek,onların mahremine girmek gibi geliyordu...
Uyanırken ki yüzümüzün,ancak yakınlarımızın görebileceği bir özelimiz olması gerekirken,otobüs yolculuklarında ulu orta yaşanan bir insanlık hali olup çıkıyordu.
Ya şu yan taraftaki kadın gibi ağzım açılıp çenem düşerse uyurken,ya aralık kalmış dudaklarımın kıyısından aşağıya doğru ince bir salya sızarsa,ya bende arkadaki bey gibi horlayacak olursam gibi kuşkular uykumu kaçırmaya yetiyor,faltaşı gibi açılmış gözlerle yolculuk ediyordum...
zaten bu otobüs yolculuklarında genel bir uykusuzluk çekmem yetmiyormuş gibi,ne zaman binbir zahmetle şöyle bir kestirecek olsam,beş-on dakikaya kalmadan otobüsün bir mola yerinde duracağı tutardı;uyku ile uyanıklık arasında kalmış iyice sersemlemiş bir kafayla inerdim arabadan.defalarca denediğim talihin kötü bir şakasıydı bana.yolculuk tanrısı benimle alay ediyor olmalıydı....

8 Nisan 2010 Perşembe

Emre Aydın - Kağıt Evler


2006 yılında yayınladığı ilk solo albümü AFİLİ YALNIZLIK’ın ardından geçen 4 yıl boyunca yeni albümünün çıkışı merakla beklenen emreaydın “KAĞIT EVLER” albümü ile müzikseverlerle buluştu.

“AFİLİ YALNIZLIK” albümüne çektiği 6 kliple yılları aradan kaldıran ve her geçen gün sanki yeni albüm çıkarmışçasına bir başka şarkısını keşfettiğimiz emreaydın; Sony Music ile yaptığı albüm yapım ve menajerlik anlaşmasının hemen ardından yeni albümünün kayıtlarını İsveç’ te "Kelly Clarkson,Eagle Eye Cherry,Sinead O'Connor, Santana gibi dünyaca ünlü sanatçıların da albüm kayıtlarını yaptığı "Mr Radar Music Stüdyoları" nda Mats Valentin Prodüktörlüğünde yaptı.

Yaklaşık 3 aylık bir stüdyo sürecinden sonra kayıtları tamamlanan “KAĞIT EVLER” albümündeki Cemali’nin unutulmaz parçası “Duymak İstiyorum” şarkısı dışındaki bütün şarkılar ilk albümü “Afili Yalnızlık”ta da olduğu gibi yine söz- müzik emreaydın imzası taşıyor.

Genel olarak unutmak konsepti üzerinde yoğunlaşan albümün çıkış şarkısı İskender Paydaş ve Mats Valentin prodüktörlüğünde hazırlanan “BU YAĞMURLAR”, yayınlandıktan 2 gün sonra en büyük yasal satış platformlarından www.ttnetmuzik.com.tr ‘de en çok indirilen ve dinlenilen şarkı olarak bir rekora imza attı ve Çatalca’da özel olarak oluşturulan plato ve ormanda 20 saatlik yorucu bir çalışmanın ardından oldukça farklı bir konseptte Murad Küçük yönetmenliğinde kliplendirilmesi ile radyolar ve müzik kanallarında da en çok yayınlanan şarkı olarak zirveye yerleşti.

1 Nisan’da Sony Music etiketiyle müzik marketlerdeki yerini alan “Kağıt Evler” albümü için emreaydın “ Benim çok içime sinen, dinlemekten keyif aldığım dinleyicilerinde benimle aynı fikri paylaşacaklarına inandığım bir albüm oldu. Albüm çıkışına kadar olan bu uzun süreçte beni yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.

5 Nisan 2010 Pazartesi

KADINDAN KENTLER - MURATHAN MUNGAN

Hayat hep bitirilmesi gereken işlerden sonra başlayacak bir şeydi onun için ve bir türlü istediği gibi başlamıyordu…
***
Dünya,her şeyi kendi zamanı,kendi duyguları,kendi durumlarıyla ölçüp biçen insanlarla doluydu ve o insanlara bir şeyler öğretmek gerçekten zordu…
***
Birbirlerine hatırlattıkları şeyler,birbirlerinden uzaklaştırmış olabilirdi onları…
***
Geçmişte kalan şeyler geçmişte kalmalıydı ona göre,bu huyu yüzünden zamanla çevresi azalmış,arkadaşları tarafından vefasızlıkla suçlandığı olmuştu.insanlar aynı biçimde,aynı yönlere doğru değişmiyorlardı.çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı.sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse,hayat daha gerçek,dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı…
***
Galiba ev demek,onun için ne zamandır yalnızlık demekti…
***
İçini dışarıya tutumlu verenlerdendi…
***
İnsan yatıştırmayı hiçbir zaman bilememişti…
***
Nedenler, niçinler çoğu kez geçmişin boşluğunda asılı kalır;eşya öksüzü bir çocukluğun sinsi sızısının insanın göğsünden kolay gitmediğini biliyordu bir tek…
***
Kıskançlığının boyutunu sevgisinin büyüklüğü sananlardan olduğu için,kıskançlığını sevgi sanmayı sürdürdü…
***
Bazı hikayeler bir kerede anlatıldığında yada bir kerede dinlendiğinde daha cılız bir etki bırakır insanın üstünde;bazı hikayelerse,parça parça gün ışığına çıktıkça neredeyse özel bir güç,gerçek üstü bir nitelik,insanın varoluş nedenlerine uzanan bir derinlik kazanır…
***
Kendi içinden geçenlere bile yabancı bir uzaklıktan bakıyordu sanki…
***
Geçmişini unutmaya çalışan biri için maziden gelen herkes,bir çeşit tehdit yada tehlikedir;bunca yıl sıkı sıkıya kapalı tutulmuş kapılar onlarla zorlanır,bastırılmış anılar onlarla silkinmeye çalışır,belleğin kuytularına itilmiş nice ayrıntı,onların sorularının tazelediği çağrışımlarla yeniden gün yüzüne çıkar…
Büyürken insanın ilk kaybettiği şeyin gelecek duygusu olduğunu düşünüyordu…
***
Günü gelip daha büyük,daha önemli bir şeyi almaya kalkıştığında,bütün geçmişin,geçmişte birikenlerin birden bire başka bir ışıkta,bambaşka görülebileceğini hesap edemedi.içimizin bir yanı sevdiklerimi kollarken,kendini kollamayı unutmaz mı?...
***
Babası erken ölmüş erkeklerin hiç büyümediğini en çok onda anlamıştı…
***
Birikmişlerin fazlalığı insanı kendi geçmişinden bile uzaklaştırır…
***

Hayat demek,birazda zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir?...

2 Nisan 2010 Cuma

DİYECEKSİN

Nereye gidersen git sen yine seninle birliktesin…
kimlere güvenirsen güven bir gün mutlaka arkandan vuracaktır…
an gelecektir yanında olmayacaktır en güvendiğin insan.
bir bakacaksın sağa sola,heyecanlanacaksın,buralardaydı diyeceksin,
biraz önce yanımdaydı diyeceksin ama kimse duymayacak..
söylediklerini bile senden başka kimse duymayacak,
duysalar da hissetmeyecekler…
gecenin soğuk yüreğinde kabulleneceksin acılarını,
sen kendi yalnızlığında ağlayacaksın,
kaçacaksın,susacaksın,boşluklara bakacaksın ve düşüneceksin…
bir el bekleyeceksin,bir yardım,bir ümit ama nafile…
kendinden başka kimse olmayacak yanında…
küseceksin insanlara,
hayata küfredeceksin,
kadere isyan edeceksin,
kapatacaksın kendini hayatın bilinmezliklerine,
muamma ilişkilerim olmayacak artık diyeceksin,
kimselerin seni anlamasını beklemeyeceksin,
bende artık acımasız olacağım diyeceksin,
bende artık onlar gibi olacağım diyeceksin,
sözler vereceksin yaralı yüreğine,
bir daha asla kimseler incitmeyecek seni diyeceksin
kendinin bile inanmadığı yalanlar söyleyeceksin,
ama sonunda
sen yine sen olacaksın,kendinle kendin gibi
onlarsa yine aynı yerlerinde,
aynı acımasızlıklarında,bencilliklerinde…